25 Mayıs 2013 Cumartesi

Peygamber Efendimiz Kadınlara Nasıl Davranırdı?

Bugünlerde dinimizin yansıtıldığı gibi katı kuralları olmadığı, bazı cemaatlerin insanları dinden soğuttuğu düşüncelerim artmaya başlamışken; bu kitabı görünce almadan okumadan yapamazdım... 

Kadın'ı 2. sınıf insan olarak gören, aşağılayan, evden çıkarmayan zihniyete anlam verememişken bir de bunu İslam dinine mal etmeleri hepten insanı çileden çıkarıyor. 
Oysa ki  o kadar güzel bir inanış ki; ahlakın, aklın, sevgi ve merhametin temelini oluşturduğu bir din nasıl katı kuralları olan, bağnaz ve sevimsiz hale getirilebilir şaşıyorum...

Bir solukta okuduğum kitapta en çok beğendiklerim...
Sevgisindeki zerafete bakar mısınız ?


NASIL SEVİYORSUN ?
Hz. Aişe, peygamberimizle yeni evlenmişti. Eşinin kendisini sevip sevmediğini merak etmekteydi. Ya da kendisini ne kadar ve nasıl sevdiğini.
Aişe bu düşüncesini peygamberle konuşmadan edemedi.
"Ey Allah'ın Resulü, beni seviyor musun ?"
"Evet, ya Aişe tabii seviyorum!"
Aişe dahasını da merak ediyordu. Acaba nasıl seviyordu?
Hemen sordu.
"Beni nasıl seviyorsun?"
Peygamberimiz sevgi şeklini tanımladı eşine:

" KÖRDÜĞÜM GİBİ "

Bu cevap Hz. Aişe'yi çok sevindirdi. Çünkü kördüğüm açılmazdı. Açılmayan, bitmeyen sırlı bir sevg demekti.
Alacağı cevap onu çok mutlu ettiği için, Hz Aişe kadınca bir ihtiyaçla sık sık sorardı:
" Ey Allah'ın Resulü, kördüğüm ne alemde ? "
Peygamberimiz, Aişe'yi memnun eden cevabı verdi her defasında:

" İLK GÜNKÜ GİBİ "

Sevmekte de eşsizdi O...

O Aynaydı:
Yarattığı varlıkları çok seven ve onlar tarafından da çok sevilen Vedud'un... 

♥ ♥ 


KONUŞ YA AİŞE

Peygamberimiz eşlerine karşı özel bir ilgi gösterirdi. Onlara özel kelimelerle hitap ederdi.
onları sevdiğine dair sevgi sözcüklerini kullanmaktan kaçınmazdı.
Aişe'ye özel bir sevgi sözcüğü vardı.

" GÖZBEBEĞİM "

Gözbebeğiydi eşi onu...
Onları öyle severdi.
Onları öyle korurdu.
Öyle sakınırdı.
Tüm kem gözlerden saklardı.
O gözbebeklerini hiç kırmadı.
Hiç incitmedi.
Hiç üzmedi.
Hiç ağlatmadı.
Hiç azarlamadı.

Gözbebeği Aişe'ye bazen derdi:
" Ya Aişe konuş, gönlümüz açılsın."
Aişe'si konuşurdu.
Eşinin konuşmasını isteyen bir eşti. Eşinin konuşmasından gönlü ferahlayan bir eş...


O aynaydı:
Yardımcı, Arkadaş, Yoldaş, Nazik Dost olan Refik'in...

24 Mayıs 2013 Cuma

Hobi Etkinliği Hediyelerimiz...

O bir Anne Blogu'nun ev sahipliğini yaptığı 2. Hobi Etkinliğinde,
Sevgili Demet hanımla eşleştik. Blogu ; BirDemetÖykü.

Babannemin rahatsızlığı ve nişanlımın askerden dönüşüne denk gelmesiyle hediyelerimi biraz geç hazırlasam da Demet Hanım anlayışla karşıladı. Ve hediyelerimizle bu güzel  blog arkadaşlığımızın temelini attık.  


Blogunda hayranlıkla takip ettiğim ahşap takı kutusu ve Diyarbakır'dan nişanlımın aldığı kahve takımlarına ithafen gönderdiği kahve çok hoşuma gitti :) Karşılıklı içemesekde paketteki kahveninde 40 yıl hatırı vardır değil mi :) 




O minik magnetli çerçevelerde o kadar sevimli ki :) Kutumuda hemen jelatinine geri sarıp saklayacağım. İleride küpelerimi koyup yatak odası aynamın önüne koyarım :)
Çokkk teşekkür ederim Birdemetöykü. 
Notunda yazdığın güzel dileklerin içinse yüreğine sağlık...

Bu arada benim gönderdiğim hediyeleri de paylaşayım.
Demet hanım ın kızı minik Öykü için kapı süsü;






Krem altın rengi tonlarında bir kolye, fular ve minik birkaç hediye...

22 Mayıs 2013 Çarşamba

Minik Kuş Toka

Küçükken benim lakabım "minik kuş" tu. Çok hoşuma giderdi ailemin beni böyle sevmesi... 
Ailenin sonradan dünyaya gelmiş bir üyesi olduğum için böyle söylediklerini düşünürdüm. 
Ah ne safmışımmm :)) Meğerse o susam sokağındaki iri kıyım kuş yüzünden minik kuş diyorlarmış... 
Şimdi normal standartlarda olsam da küçükken arkadaşlarım arasında baya uzun boylu sayılırdım :) Boşuna değil ilkokulda erkek çocuklarına bile dayak atışım :)))




Ay neyse nerden geldim ki ben bu konuyaa. Sadece bu yaptığım sevimli minik kuşu paylaşacaktım oysa ki. Keçeden yaptım öyle bir anda çıkıverdi kalan keçeler ziyan olmasın derdiyle. 
Şimdi iş arkadaşım Elif Hanım'ın kızı Öykü'nün saçında... 
Güle güle kullanır inş. Baktıkça da bu minik kuşa Merve Ablasını hatırlar... 
Laf aramız da annem, teyzelerim bana hala minik kuş diyorlar :$

20 Mayıs 2013 Pazartesi

Bir Fincan "Tuzlu" Kahvenin 40 Yıl Hatırı Vardır



Kiza bir partide rastlamisti.. Harika birseydi. O gün pesinde o kadar delikanli vardi ki.. Partinin sonunda kizi kahve içmeye davet etti. Kiz parti boyu dikkatini çekmeyen oglanin davetine sasirdi, ama tam bir kibarlik gösterisi yaparak kabul etti. 
Hemen kösedeki sirin kafeye oturdular. Delikanli öyle heyecanliydi ki, kalbinin çarpmasindan konusamiyordu. Onun bu hali kizin da huzurunu kaçirdi.. "Ben artik gideyim" demeye hazirlanirken, delikanli birden garsonu çagirdi.. "Bana biraz tuz getirir misiniz" dedi.. "Kahveme koymak için.." Yan masalardan bile saskin yüzler delikanliya bakti.. Kahveye tuz!.. 
Delikanli kipkirmizi oldu utançtan, ama tuzu kahvesine döktü ve içmeye basladi. Kiz, merakla "Garip bir agiz tadiniz var" dedi.. 
Delikanli anlatti: "Çocukken deniz kenarinda yasardik. Hep deniz kenarinda ve denizde oynardim. Denizin tuzlu suyunun tadi agzimdan hiç eksilmedi. Bu tatla büyüdüm ben.. Bu tadi çok sevdim. Kahveme tuz koymam bundan. Ne zaman o tuzlu tadi dilimde hissetsem, çocuklugumu, deniz kenarindaki evimizi ve mutlu ailemi hatirliyorum. . Annemle babam hala o deniz kenarinda oturuyorlar.. Onlari ve evimi öyle özlüyorum ki.." 
Bunlari söylerken gözleri nemlenmisti delikanlinin.. Kiz dinlediklerinden çok duygulanmisti. Içini bu kadar samimi döken, evini, ailesini bu kadar özleyen bir adam, evi, aileyi seven biri olmaliydi. Evini düsünen, evini arayan, evini sakinan biri.. Ev duyusu olan biri.. Kiz da konusmaya basladi.. Onun da evi uzaklardaydi.. Çocuklugu gibi.. O da ailesini anlatti. Çok sirin bir sohbet olmustu.. Tatli ve sicak.. Ve de bu sohbet öykümüzün harikulade güzel baslangici olmustu tabii.. Bulusmaya devam ettiler ve her güzel öyküde oldugu gibi, prenses, prensle evlendi. Ve de sonuna kadar çok mutlu yasadilar. 
Prenses ne zaman kahve yapsa prensine içine bir kasik tuz koydu, hayat boyu.. Onun böyle sevdigini biliyordu çünkü.. 40 yil sonra, adam dünyaya veda etti. 

"Ölümümden sonra aç" diye bir mektup birakmisti sevgili karisina.. Söyle diyordu, satirlarinda.. 

"Sevgilim, bir tanem.. Lütfen beni affet. Bütün hayatimizi bir yalan üzerine kurdugum için beni affet. Sana hayatimda bir tek kere yalan söyledim.. Tuzlu kahvede.. Ilk bulustugumuz günü hatirliyor musun?.Öyle heyecanli ve gergindim ki, seker diyecekken 'Tuz' çikti agzimdan.. Sen ve herkes bana bakarken, degistirmeye o kadar utandim ki, yalanla devam ettim. Bu yalanin bizim iliskimizin temeli olacagi hiç aklima gelmemisti. Sana gerçegi anlatmayi defalarca düsündüm. Ama her defasinda korkudan vazgeçtim. Simdi ölüyorum ve artik korkmam için hiçbir sebep yok.. 
Iste gerçek.. Ben tuzlu kahve sevmem. O garip ve rezil bir tat.. Ama seni tanidigim andan itibaren bu rezil kahveyi içtim. Hem de zerre pismanlik duymadan. Seninle olmak hayatimin en büyük mutlulugu idi ve ben bu mutlulugu tuzlu kahveye borçluydum. 
Dünyaya bir daha gelsem, herseyi yeniden yasamak, seni yeniden tanimak ve bütün hayatimi yeniden seninle geçirmek isterim, ikinci bir hayat boyu daha tuzlu kahve içmek zorunda kalsam da.." Yasli kadinin gözyaslari mektubu sirilsiklam islatti.

 Lafi açildiginda birgün biri, kadina "Tuzlu kahve nasil bir sey" diye soracak oldu.. Gözleri nemlendi kadinin.. "Çok tatli!.." dedi..

...

Hikaye ne kadar doğrudur orasını bilmiyorum ama Benim Bitanem de Askerliğini yaptığı Diyarbakır'dan bunları getirmiş bana :))






 ayy kusura bakmayın jelatinini çıkarmayı unutmuşum :$


Canım benim yaa bide hediyesini verirken demez mi, Ben sana bir kahve yapacağım kırk yıl hatrı olacak sen bana kırk yıl yapacaksın kabul mü:))
Yaparımm tabii "Aşk" olsunn, yapmazmıyımm hiç :))



Gülce'nin Cici Hediyeleri ...

Rengarenk, cıvıl cıvıl bir blogu var Gülce'nin...



Çekilişine de geç kaldığımı sanmıştım ki daha 4 Haziran mış son günü... 
Siz de katılmak isterseniz Tıklayın...
Bu arada Gülce'ye En Güzel Site alanında katıldığı yarışmada oy verirseniz çok sevinecektir =)

Gelinlikçinin Verdiği Dandik Çiçeği Adam Etme Çabaları !

Düğün hazırlıklarına başlayanlar bilir, gelinlikçilerin insanı kandırmak için vaat etmedikleri şey kalmaz. O danteller mutlaka Fransa dan geliyordur. Taşta boncukta hiç bir masraftan kaçınılmaz. Yok gelin çiçeği, yok tacı, çantası, duvağı ... Gelinliği aldıktan sonra ise taç yok olur, duvak dedikleri dümdüz bir tüldür. O gipürlülerden istediğinde +250 eklerler... Verilen çiçekse adama kafayı yedirtir :S

Bu yüzden ya Gelinlik alınacak yeri çok iyi seçmek lazım, ya cadaloz bir gelin olmak lazım ya da kırıp dizini sonradan hepsini toparlamak lazım. Tercih Sizin :) 

İşte bu bahsi geçen dandik çiçeğimiz :))


 Bunlar malzemelerimiz


Ve İşte Sonuç :)






Gelinim Didem'e böyle pembecik mutluluklar diliyorum :)

Android Telefon Kılıfım =)

Selamm kızlarrr :D
Bu aralar fazla boş bıraktım buraları biliyorum ama şimdi sizi mide fesadı geçirecek kadar çok posta boğacağım :)

Bi de ben çok mutluyum artıkk "canımmmın yarısı" askerden döndü... O artık Hürgeneral :))

Neyse fazla uzatmadan başlığa dönelim. Daha öncede keçeden telefon kılıfı yapmıştım onlar böyle pembeli çiçekli filan şeker şeylerdi. Hatta nasıl yapıldığını da anlatmıştım Burada... 
Bu ise böyle internette esinlendiğim bir fotoğraftan dolayı yeşil antenli android böcekli bişey oldu :) Keçelerim de artık bölük pörçük olduğundan iki rengi bir arada kullandım, yine de fena olmamış ama değil mi?





Öpüldünüzzz :*