11 Temmuz 2010 Pazar

Test ve Tost arası hayat...

Bir önceki postuma yorum yazan Nedret Ablamın sözü ile aklıma geldi bu yazı. Bir kaç gün önce okumuştum ve aklımda sizinle paylaşmak vardı...

Yarışmaktan Yorulan Gençler - Elif ŞAFAK

"İLKOKULU Ankara’da okudum. 1970’lerin Ankara’sı... Tipik bir mahalle ortamı. Aileler, anneanneler, nazar duaları, kahve falları... Ardından on yaşında, annemin tayini dolayısıyla Madrid’e gittim ve ortaokulu İspanya’da okudum. Burada bir İngiliz okuluna devam ettim. Birinci okulum ile ikinci okulum birbirinden o kadar farklıydı ki, uzun zaman kendimi sudan çıkmış balık gibi hissettim. Ayrı bir gezegene adım atmış gibiydim. Seneler içinde, Türkiye’deki eğitim sistemiyle başka ülkelerdeki eğitim sistemlerini karşılaştırmak için başka fırsatlar çıkardı hayat karşıma. Her seferinde gözlemledim dikkatle, merakla.

Türkiye’nin en önemli, en yakıcı meselesi, dün olduğu gibi bugün de eğitim. Temcit pilavı gibi hep aynı şeyleri söylüyor, eğitimin öneminden söz ediyoruz. Ne var ki mesele adım atmaya ve sistemi yenilemeye gelince isteksiz davranıyoruz. Ağırdan alıyoruz. Bu arada kuşak kuşak, nesil nesil çocuklar ve gençler geçmeye devam ediyor aynı rahlelerden. “Her şeyin başı eğitim” diyoruz ama eğitim sistemimizi hakikaten ne kadar önemsiyoruz?

Hem Türkiye’deki üniversitelerde hem Amerika’daki üniversitelerde ders vermiş akademisyenlerle konuştuğumda benzer şeyler duyuyorum. Aşağı yukarı aynı sözler dökülüyor ağızlarından. “Türkiye’deki öğrencilerin Batı’daki öğrencilerden geri kalır hiçbir yanı yok. Tam tersine, çok daha çalışkan, meraklı ve ilgililer. Ne var ki, sınıfta konuşmaya gelince ürkekler. Kendi fikirlerini beyan etme konusunda çekingenler.”

Bireysel yaratıcılık ve farklılıklarımızı olumlu bir şekilde geliştiren bir eğitim sistemine büyük ihtiyacımız var. Halbuki biz ne yapıyoruz? Çocuklarımızı ufacık yaştan itibaren sürekli sınav üstüne sınavlara hazırlıyoruz. Ezber, ezber, ezber. Mekanik ve yaratıcılığı törpüleyen bir yaklaşımla. Tanıdığım çok sayıda öğrenci var. Sabahtan akşama okula gidiyor, akşamüzeri koşa koşa özel ders alıyor, hafta sonlarını gene dershanelerde geçiriyorlar. Nasıl bir maratona sokmuşuz ki onları ne kendilerine ne arkadaşlarına vakit ayırabiliyorlar. Varsa yoksa ezberlemek, test çözmek, puan toplamak...

Dilimize bile yerleşmiş artık. Üniversiteyi “tutturmak”tan bahsediyoruz. Sanki üniversite bir hızlı tazı, habire kaçıyor, biz peşinde avcı, var gücümüzle yakalamaya çalışıyoruz... Bu arada kendi değerlerimizin kıymetini bilmiyor, yeteneklerimizi harcıyoruz. Kaç sanatçı, kaç bilim adamı, kaç dâhi fark bile edilmeden, özellikleri anlaşılmadan bir şekilde mezun oluyor, başkalarıyla aynılaşıyor... Çocuklarımızı ve gençlerimizi mutsuz ediyor, kişisel yaratıcılıklarını teşvik etmek bir yana baltalıyoruz.

İzmir’in Bornova İlçesi’nde bir üniversite öğrencisi intihar etti. Gıda Mühendisliği’nde okuyordu. Sayısız genç gibi o da senelerce sınavlara çalıştı, puan topladı, test çözdü, üniversiteyi “tutturdu”. Ya sonra? Henüz mezun olmadığı halde ailesine mezun olduğunu söylediğini ve bundan dolayı bunalıma girdiğini yazdı gazeteler. Her zamanki gibi hakikat “özet”lerden daha karmaşık olmalı, daha derinlikli. Haberin yanında bir fotoğraf. Yüzünde bir tebessüm. Hayata güvenen, insanları seven, belki bir parça naif kişilere mahsus ılık bir tebessüm yüzünde. Görünce cız ediyor insanın yüreği. Henüz 24 yaşındaki Yiğit İlhan’ı nasıl soğuttuk bu hayattan?

Ezberciliğe, kara kuru test kutucukları boyamaya, hırçın rekabete ya da yüzeysel bilgilenmeye değil; yaratıcı yanlarımızı ortaya çıkaran, özgüven aşılayan, doğru ve derinlemesine bilgilendiren, hem farklı ve biricik olmanın tadını, hem de bir arada demokrasiyle yaşamanın güzelliklerini öğreten bir eğitim anlayışına ihtiyacımız var. Hepimizin. "




Bu yazı üzerine başka ne söylenir ki... Son olarak da beni gülümseten bir karikatür... Galiba sonunda bu da olacak...

2 yorum:

sibel dedi ki...

canıım ne kadar haklısın çocukların enerjileri boşa harcanıp,yeteneklerini körelten bir eğitim sistemi var.benim kızım üniversiteden mezun olalı 3. sene hala senede 3-5 sınava giriyor,ben ipin ucunu kaçırdım.bu insanlara verdiğin eğitime güvenmiyorsan üniversite diploması verme ,vermeye layık bulduysan bu ssssss ler niye.
sevgiler

melike dedi ki...

Elif Şafak kalemini çok beğendiğim bir yazar ve bu yazısı da muhteşem. tabii içerik bizi üzüyor ama ne yazık ki gerçek. Anne babalar bu çirkin eğitim sistemindeki çocuklarının yine de bişeyler yaparak yaratıcı yönlerini ortaya çıkarmalı ve onlara özgüveni aşılamalı. Tabi bu da bilinçli anne-baba ile mümkün. Her gün daha da kötüye giden bir ülkede bilmem ki ne denir artık.